“Bazı evler, içinde yaşayanlardan çok,biriktirdikleri hatıralarla ayakta durur.”Söğütlüdere’nin uçsuz bucaksız başak tarlaları ve şemsiye gibi açılan söğüt ağaçları arasında, neşeliçocuk kahkahalarını geçmişin sessizliğine gömmüş bir yuva: Büyük Taş Konak... Ocağın başında gözüyollarda bekleyen fedakâr Hacer Hanım ve çocuklarına duyduğu özlemi toprağın sessizliğine saklayan,geleneklerine sımsıkı bağlı Hasan Bey...Şefika Yalım, Büyük Taş Konak’ta bizleri gurbete dağılan evlatların ardında kalan o sızılı boşluğa veyeniden bir araya gelişin iyileştirici sıcaklığına davet ediyor. Yıllar önce İngiliz bir kadınla evlendiği için“Benim soyuma yabancı bir gelin giremez” denilerek kapı dışarı edilen en küçük oğul Yılmaz’ın, eşi Emilyile birlikte ansızın köye dönüşü, ailenin sarsılmaz sanılan kurallarını büyük bir sınavdan geçiriyor. Gurbetinsılaya, öfkenin merhamete ve yıllanmış kırgınlıkların büyük bir hoşgörüye dönüştüğü bu hikâyede; tandırkokuları, dereden gelen su sesi ve cırcır böceklerinin ninnisi eşliğinde tüm aile son bir kez aynı avludatoplanıyor.Ancak zaman her zamankinden merhametsiz,hayat ise amansız ayrılıklarla doludur...Yazar Şefika Yalım, kendine has o samimi, telaşsız ve doğanın ritmiyle bütünleşen eşsiz üslubuyla okurunboğazına koca bir düğüm atıyor. Kelimeleriyle adeta taze tandır ekmeğinin kokusunu burnumuza getirirken,diğer yandan göğsümüze ağır bir melankoli oturtuyor. Modern çağın savurduğu hayatlara, köklere duyulanhasrete, affetmenin erdemine ve “ev” kavramının asıl anlamına dair sarsıcı bir destan niteliğindeki buromanı okurken kendi geçmişinize, ailenize ve içsel yuvanıza doğru bir yolculuğa çıkacaksınız.